Waters of Life

Biblical Studies in Multiple Languages

Search in "Turkish":
Home -- Turkish -- Acts - 085 (Paul at Athens)
This page in: -- Arabic -- Armenian -- Azeri -- Bulgarian -- Cebuano -- Chinese -- English -- French -- Indonesian -- Portuguese -- Russian -- Serbian -- Tamil -- TURKISH -- Urdu? -- Uzbek -- Yiddish

Previous Lesson -- Next Lesson

Elçilerin İşleri - MESİH'in Zafer Alayı!
Studies in the Acts of the Apostles
Bölüm 2 - Diğer Uluslara Verilen Vaazların Raporları Ve Antakya'dan Roma'ya Kadar Kurulan Kiliseler - Kutsal Ruh Tarafından Görevlendirilen Elçi Pavlus'un Hizmeti (Elçilerin İşleri 13 - 28)
C - İKİNCİ MÜJDELEME YOLCULUĞU (Elçilerin İşleri 15:36 - 18:22)

7. Pavlus Atina'da (Elçilerin İşleri 17:16-34)


Elçilerin İşleri 17:16-21
Onları Atina’da bekleyen Pavlus, kenti putlarla dolu görünce yüreğinde derin bir acı duydu. Bu nedenle, gerek havrada Yahudiler’le ve Tanrı’ya tapan yabancılarla, gerek her gün çarşı meydanında karşılaştığı kişilerle tartışıp durdu. Epikürcü ve Stoacı bazı filozoflar onunla atışmaya başladılar. Kimi, “Bu lafebesi ne demek istiyor?” derken, kimi de, “Galiba yabancı ilahların haberciliğini yapıyor” diyordu. Çünkü Pavlus, İsa’yla ve dirilişle ilgili Müjde’yi duyuruyordu. Onlar Pavlus’u alıp Ares Tepesi Kurulu’na götürdüler. Ona, “Yaydığın bu yeni öğretinin ne olduğunu öğrenebilir miyiz?” dediler. “Kulağımıza yabancı gelen bazı konulardan söz ediyorsun. Bunların anlamını öğrenmek isteriz.”

Bazı kardeşler Veriya’dan Atina’ya kadar Pavlus’a eşlik ettiler. Oraya vardığında Pavlus yalnız kaldı. Bu şehre kendi istediği için gitmedi. Tanrı, Grek felsefesiyle mücadele etmesi için onu yönlendirmişti. Pavlus orada, muhteşem Grek şehrinde, Timoteos ve Silas’ı bekledi. Hizmet ve karşılıklı vaazlarda, bu ünlü başkentteki gururlu ruhları birlikte alt etmeyi umuyorlardı.

Ancak, Yahudi olmayanların onurlu elçileri kollarını kavuşturarak oturup bekleyemezlerdi. Pavlus şehirde gezinirken, mermer tapınakların putlarla dolu olduğunu gördüğünde, yüreği derinden etkilendi. Yahudiler tanrılara tapınılmasının üstesinden gelmişlerdi. Fakat burada, Atina’da, oldukları gibi duruyordu. Pavlus, bu büyük şehirdeki samimi ve doğru imanın zayıf olmasının nedeninin putperestlik ve senkretizm (birbirinden farklı prensip veya partilerin birleştirilmesi) olduğunu acı içinde hemen fark etti. Atinalılar imanı ne temel bir gerçeklik ne de gerekli bir unsur olarak değerlendirmediler. Esinin gerçekliğini anlamadılar. Bunun yerine kendi düşüncelerini tüm prensiplerin üstüne çıkarttılar. Her öğreti ve her görüş kendi felsefeleri doğrultusunda değerlendirildi. Pavlus, bu ateist felsefelerin arkasındaki neden ve motivasyonun bu korkunç durumunu göz önüne alarak, değersiz tanrılara karşı uğraş verdi. Atinalıları putlara hizmet etmekten vazgeçirip diri ve gerçek Tanrı’nın hizmetine yönlendirmeye gayret etti.

Akıl, kavrama ve düşünme yetenekleri şüphesiz tanrısal armağanlardır, ancak yine de her insan kötü huylu, bozulmuş ve günahkârdır. Düşünürler kısa sürede gurur ve kendini beğenmişliğe kapılırlar. Kendi düşünceleriyle Tanrı’yı kavrayamazlar ve bu nedenle de kendi dehalarına rağmen kör bir şekilde aptallığa düşerler. Diri Tanrı’ya yaptıkları saygısızlık, onların ve birçoklarının yarı tanrı hakkındaki batıl inançları, insan ırkını insanoğlunu tanrılaştırmaya yöneltir. Tanrı’yı tanımayan o insanlar kendilerini tanrı yerine, evrenin merkezine koyarlar.

Pavlus’un, Atinalılar’ın inançsızlıkları karşısında öfkesi artıyordu, özellikle de birçok tanrıya tapındıkları için. Bu kızgınlık büyük bir berekete ve Avrupa için de lütuf saatlerine dönüşmek üzereydi. Tanrı’nın yüceliği için Mesih’in elçisi, Avrupa’nın hasta bedenlerini tedavi ediyordu. Yahudi olmayanlara, tek umut olan diri Rab’bi tanıtıyordu. Pavlus’un kızgınlığının ateist sanatlara, dinlere ve felsefelere yönelmesinin nedeni, Avrupa’nın bu müjdeci hizmetlere açılmış olmasıydı.

Alışkanlıklarına bağlı olarak, orada Tanrı’yı onurlandıran insanlarla karşılaştığı Yahudi sinagoguna gitti. Fakat orada herhangi bir Yahudi’nin ya da Yahudi olmayan dindarların Mesih’i kabul ettiğini okumuyoruz. Bu şehirde yaşayan insanların hepsi inanç dışında, kuramsal bir oyun oynamaya alışmıştı. Hatta Yahudilerin sinagoglarında bile çok farklı felsefi düşünceler tartışılıyordu.

Bu toplantıyı takiben, elçi dışarı çıkıp halka açık alanlarda ve yol kenarlarında vaaz etmeye başladı. Atina’da insanlar dilediklerini söyleyebilirdi. Konuşmak ve yazmak ucuz ve alçaltıcıydı. Herkes kendisini sözde bir filozof sanıyordu. Pavlus müjdeyi, kendi bilgisine dayanarak Atinalılar’a direkt vaazlarla anlatmadı. Bunun yerine onların alışkın olduğu metodun aynısını kullanarak, düşüncelerini anlatmaya çalıştı.

Bir süre sonra, kendini filozof sananlar kendilerini alçalttılar ve Yahudi gezginlerden bir tartışma istediler. Epikür taraftarları, insan hayatının zevklere ulaşmasını amaçlayan, varoluşçulardı. Tüm diğer görüşleri rüyalar ve hayal gücü olarak değerlendiriyorlardı. Stoacılar ise dünyevi aklın üstün gelmesinin peşinden gidiyorlardı. Erdem ve kendini denetlemenin gelişmesi sayesinde, kötü dürtüleri yenebileceklerini umuyorlardı. Varoluşçular ve idealistler Pav-lus’un mesajını anlamadılar ve onu “boş boğaz” olarak tanımladılar.

Bazıları Pavlus’un “İsa görkemli Rab’dir ve O’nun ölümden dirilmesi geleceğimizin garantisidir” dediğini duydular. Bu konuyla ilgili olarak, prensiplerini yargılamak ve ciddi bir şekilde analiz edebilmek için daha çok şey duymak istediler. Böylece onu ya alay konusu yapacaklar ya da düşünürlerin içindeki halkaya alacaklardı. Ancak dinleyicilerden biri bile Tanrı’ya ihtiyacı olduğunu düşünmedi. Onların düşünme ilkeleri kendilerini eğlendirmek ve kulaklarını hoş tutmaktı. Daha sonradan kitaplarında kullanabilecekleri, sıra dışı bazı şeyler bulmak istediler. En azından eleştirilerine devam etmek ve bu zavallı adama gülmelerine yardım edecek bir şeyler bulmak istediler.

Büyük olasılıkla, bu tartışmaya katılan bu kültürel halkanın içindeki gözlemciler, Pavlus’u alıp ülkelerine bilinmeyen bir ruhun girip girmediğini göstermek amacıyla şehir konseyinin önüne çıkarttılar. Atina’da bulunan birçok ruhun uyumunu bozabilecek düşünceler, öğretiler ve ilkeler burada yargılanabilirdi. Sanki bir nezaket gösteri yapmış gibi, felsefesinin ilkeleri ve öğretileri üzerine açıklama yapmasını istediler.

Yürekleri Tanrı’yı aramadığı gibi akılları da erdeme aç değildi. Sadece Pavlus’un düşüncelerini, kendi izledikleri ilkelerin kurallarına uydurmayı düşünüyorlardı. İçlerinden hiçbiri –onlar için Tanrı gizlenmiş olduğundan– gerçeği tam olarak bilmenin mümkün olduğuna inanmıyordu. Düşünceleri şehvet ve zinayla doluydu. Her parlak, entelektüel fikre tutsak oluyorlardı. Her çekici öğretiye açıktılar ve felsefeleri tamamen egoizm üzerine oluşmuştu. Bu verimsiz düşünürlerin her biri, kendi kandırılmış dehalarını göstermek istiyordu. Tanrı’nın tek ve yüce olduğunu ve O’nun huzurunda insanın boş ve bir hiç olduğunu bilmiyorlardı. Yine de içlerinden; aslında kendi körlüğünün farkında olan ve bunu, “Hiçbir şey bilmediğimi biliyorum” şeklinde karamsar bir şekilde itiraf eden, zeki bir adamdan da bahsetmeliyiz. Aslında o Tanrı’yı tanımıyor ve bu nedenle de kendini de tanımıyordu. O körlerin kör lideriydi.

Dua: Kutsal, doğru Tanrı, düşüncelerimin isyanından beni uzaklaştır ki, senin isteğine itaat edeyim ve felsefi kavramların oyununa gelmeyeyim; kendimi ve başka insanları ilahlaştırmayayım. Sen yücesin ve bizler ise, ruhlarımızda faydasız, günahlı ve zina içerisindeyiz. Zihinsel günahlarımızdan dolayı bizleri bağışla ve zihinlerimizi meshet. Böylece senin sözlerine devam edebilelim. Amin.

Soru 85: Pavlus Atina’da bulunan birçok tanrıyı görünce neden büyük bir yıkım yaşadı?

www.Waters-of-Life.net

Page last modified on September 28, 2012, at 11:14 AM | powered by PmWiki (pmwiki-2.2.109)