Waters of Life

Biblical Studies in Multiple Languages

Search in "Turkish":
Home -- Turkish -- Acts - 063 (Separation of Barnabas and Saul)
This page in: -- Arabic -- Armenian -- Azeri -- Bulgarian -- Cebuano -- Chinese -- English -- French -- Indonesian -- Portuguese -- Russian -- Serbian -- Tamil -- TURKISH -- Urdu? -- Uzbek -- Yiddish

Previous Lesson -- Next Lesson

Elçilerin İşleri - MESİH'in Zafer Alayı!
Studies in the Acts of the Apostles
Bölüm 2 - Diğer Uluslara Verilen Vaazların Raporları Ve Antakya'dan Roma'ya Kadar Kurulan Kiliseler - Kutsal Ruh Tarafından Görevlendirilen Elçi Pavlus'un Hizmeti (Elçilerin İşleri 13 - 28)
A - İlk Müjdeleme Yolculuğu (Elçilerin İşleri 13:1 - 14:28)

1. Barnaba ve Saul'un Görevlendirilmesi (Elçilerin İşleri 13:1-3)


Elçilerin İşleri 13:1-3
Antakya’daki kilisede peygamberler ve öğretmenler vardı: Barnaba, Niger denilen Şimon, Kireneli Lukius, bölge kralı Hirodes’le birlikte büyümüş olan Menahem ve Saul. Bunlar Rab’be tapınıp oruç tutarlarken Kutsal Ruh kendilerine şöyle dedi: “Barnaba’yla Saul’u, kendilerini çağırmış olduğum görev için bana ayırın.” Böylece oruç tutup dua ettikten sonra, Barnaba’yla Saul’un üzerine ellerini koyup onları yolcu ettiler.

Antakya o zamanlar doğunun başkentiydi diyebiliriz. Hatta “Doğu’nun Roması” da denilirdi. İşte bu ticaret ve iletişim şehrinde ilk kiliselerin temeli atılmıştı. Bu kiliseler etkin ve olgun kiliselerdi. Kilisedeki birçok kişi okuma yazma bilmeyen inanlılardı ve elçilerin hizmeti aracılığıyla değil de basit inanlılar aracılığıyla Rab’be gelmişlerdi.

Yeruşalim’deki kilise Barnaba’yı göndermişti ve o da bir baba gibi Antakya’daki kiliseyle ilgilenmişti. Barnaba, daha sonra Saul’u da yanına almış ve hizmette beraber çalışmaya başlamışlardı. Antakya kilisesinde birkaç yıl hizmet etmişlerdi. Bu kilise hem ruhta hem de sayıda büyüyerek Yeruşalim’den sonra Hristiyanlığın ikinci büyük merkezi haline gelmişti. Hatta diğer uluslara giden vaizler için burası başkentti.

Ruh’un armağanları bu kilisede bolca görülüyordu. Toplulukta birçok peygamber ve öğretmen vardı. Yeni Antlaşma’daki peygamberlerin insanlardan ayrı yaşamadıklarını, topluluklarda hizmet ettiklerini görüyoruz. Bu peygamberler birçok gizemi algılayabiliyorlar ve gelecekteki gelişimleri görebiliyorlardı. Ayrıca Kutsal Ruh’un yönlendirişine itaat etmekte hızlı davranıyorlardı. İşte zaten bunun için Pavlus yazdığı bir mektupta, “Peygamberlik armağanını küçümsemeyin” diyor. Kiliselerin gelişimi için bu gerekliydi.

Bu öğretmenler Tanrı’nın sözüne kendilerini adamış kişilerdi. Kilise üyelerine düzenli bir şekilde yasanın anlamını, İsa’nın sözlerini ve elçilerin öğretilerini anlatıyorlardı. Öğretmenler ve peygamberler beraber hem dinleyenlerin yüreklerini hem iradelerini, hem de akıllarını yönlendirecek şekilde vaaz veriyorlardı. Çünkü Tanrı bizlerin tüm yürek ve aklımızla O’na tapınmamızı ister.

Tanrı’nın tüm armağanları O’nun sevgisinden kaynaklanır. Kilisede bir hiyerarşi yoktu, kimse diğerinden daha üstün olduğunu düşünmüyordu. Bir sorun olduğunda kardeşler ve önderler arasında oturulup çözülürdü. Sakin karakterli Barnaba kilisenin tek başına liderliğini yapmıyordu.

Alçakgönüllü bir şekilde diğerlerine katılmıştı. Onlara yol gösteriyor ve birlik içerisinde çalışıyorlardı. Kıbrıslı ve Kireneli kardeşler muhtemelen Antakya kilisesinin kurucusuydular (11:20). Aralarında Menahem adında bir kardeş vardı ve o Hirodes’le beraber büyümüştü. İkisi de aynı evde büyümüş, aynı yemekleri yemişlerdi, fakat farklı ruhlara sahiptiler. Kral ahlaksız biri haline gelirken, Menahem kendini alçaltarak tüm inanlılara örnek olmaya başladı.

Listenin sonunda diğer önderlerle beraber Saul’un adını da görüyoruz. Saul en gençleri ve o gruba en son katılanlarıydı. Eski Antlaşma’ya dayanan tüm bilgilerine rağmen Antakya’da öğrenci haline gelmişti Saul. O da bu topluluktaki sevgiyi hissediyordu.

Bu kardeşler aynı Eski Antlaşma’daki kâhinler gibi Rab’be beraber hizmet ediyorlardı. Hepsi kendi uluslarında Tanrı sözünün yayılmasını yürekten istiyordu. Bu şekilde dua ediyor ve Rab’bin onları yönlendirmesini bekliyorlardı. Bunun için dua edip oruç tuttular. Kendi yemelerini içmelerini bir kenara koyup kurtuluşa ihtiyaçları olanlar için kendilerini duaya adadılar. Bu dualar, kilise önderlerinin, diğer ulusların da kurtuluşunu ne kadar çok istediklerini tasdikliyor.

Rab onları işitti ve kilisesindeki peygamberler aracılığıyla onlara seslendi. Her biri Tanrı’nın isteğini duydu. Kutsal Ruh burada kiliseye seslenirken, “ben” zamirini kullanıyor. Tanrı’nın Ruhu halkını kişisel olarak seviyor, yönlendiriyor, esenlik veriyor ve kayırıyordu. Bundan sonra dinleyen topluluğa isteğinin ne olduğunu bildirdi.

Tanrı daha önce hiç yapılmamış bir görev için, Barnaba ve Saul’u kullanmak istiyordu. Kutsal Ruh onları çağırdı, destekledi, vaaz vermek için gönderdi, onlarda çalıştı ve kutsadı.

Bu çağrı ve seçilmiş olanların gönderilme işi, özel bir adanmışlık içeriyordu. Kutsal Ruh daha önceden nasıl bir iş yapacaklarıyla ilgili bir açıklamada bulunmadı. Tanrı, kilisenin liderlerine bu işin çok özel ve daha önce yapılmamış bir iş olduğunu gösterdi. Rab, bizler de huzurunda itaatkâr bir şekilde boynumuzu eğiyoruz; yolların kutsaldır. Sen onların hayatını başlattın ve bitireceksin. Onların hizmeti sana aittir.

Kutsal Ruh birden bu iki kişinin hayatlarına girip onları bir hizmete göndermedi. Öncelikle bu kişiler beraber hizmet ettiler. Birçok tecrübelerden sonra beraber çalışabileceklerini gördüler. Kutsal Ruh Barnaba’nın ya da Saul’un yalnız gitmesini istemedi, ikisinin bir grup olarak gitmesini istedi. Mesih de daha önce yalnız kalmasınlar diye elçileri ikişer ikişer göndermişti. Ayrıca biri konuşurken diğeri dua edebilirdi. Bu hizmet kişisel bir hizmet olarak görülmemeli ya da birinin diğerinin yardımcısı olduğu düşünülmemelidir. Her iki kardeşin de birbirlerine olan sorumlulukları vardı ve ikisi de diğerini kendinden üstün sayıyordu.

Daha önceleri Saul, Hananya’dan Tanrı’nın onu krallara ve liderlere göndereceğini duymuştu. Böylece Tanrı’nın sözlerini duyurabilirdi. Kendisinin sıkıntı ve zulüm içerisinde, fakat zaferli bir şekilde olacağını biliyordu. Yine de bu hizmeti yalnız başına yapamayacağını anlamıştı. İşte bunun için bir süre Tarsus’ta bekledi ve sonraki hikâyeyi zaten biliyoruz. Barnaba onu hizmete çağırdı. Tanrı yavaş yavaş onu şekillendirdi ve gerekli olan her şeyi öğretti. Saul tek amacının herkese Tanrı sözünü vaaz etmek olmadığını anladı. Asıl amacı yaşayan kiliseler kurmaktı. Böylece inanlılar bir araya gelip paydaşlıkta bulunabilir ve Tanrı’nın sözünden öğrenebilirlerdi.

Antakya’daki kilise bir araya gelip Rab’den iki kardeş hakkında çağrı aldıklarında, onları hizmete göndermekte gecikmediler. Liderlerin en genci ve en yaşlısını göndermeye hazırlandıklarında büyük bir üzüntü duymadılar. Onun yerine hep beraber dua ettiler ve oruç tuttular. Her biri Tanrı’nın inanılması güç harika bir hizmete başlayacağını biliyordu.

İki lider alçakgönüllü bir şekilde diğer liderlerin önünde eğildiler ve geri kalan liderlerin hepsi ellerini bu iki kişinin üzerine koyup dua ettiler. Bu iki önderin neredeyse güçsüz ve anlayışsız olduğunu söyleyebiliriz. Tanrı bu iki şaşırmış liderin alçakgönüllü tavrını bereketledi ve onları hayat boyu sürecek yeni bir yolculuğa yönlendirdi. İşte bu olaydan sonra, birçok insan kendi ülkesinden ayrılıp diğer ülkelere Tanrı sözünü duyurmak için gitmeye başladı. Mesih’in Ruhu’nun yönlendirdiği yere doğru hareket ettiler. Basit hayatlarına rağmen, gerçek ruhsal bir bereket aldılar.

Dua: Rab bizler senin merhametini hak etmesek de, sen bizler için kendi kanını döktün ve bizleri akladın. Bizler kendimizi sana adıyoruz. Fakat kendi gücümüz ve zihnimizle sana layık olamayız. Lütfen bizleri Ruh’unla doldur ve alçakgönüllü kıl. Gözlerimizi aç ki seni arzulayanlara müjdeyi götürebilelim. Amin.

Soru 63: Kutsal Ruh kimdir? Antakya’daki duaları nasıl yönlendirmiştir?

www.Waters-of-Life.net

Page last modified on September 28, 2012, at 10:57 AM | powered by PmWiki (pmwiki-2.2.109)