Waters of Life

Biblical Studies in Multiple Languages

Search in "Turkish":
Home -- Turkish -- Acts - 025 (Church Members having all Things in Common)
This page in: -- Arabic -- Armenian -- Azeri -- Bulgarian -- Cebuano -- Chinese -- English -- French -- Indonesian -- Portuguese -- Russian -- Serbian -- Tamil -- TURKISH -- Urdu? -- Uzbek -- Yiddish

Previous Lesson -- Next Lesson

Elçilerin İşleri - MESİH'in Zafer Alayı!
Studies in the Acts of the Apostles
Bölüm 1 - Yeruşalim, Yahudiye, Samiriye Ve Suriye’de Bulunan İSA MESİH'in Kiliselerinin Temelleri - KUTSAL RUH’un Yönetimindeki ve Elçi Petrus’un Liderliğindeki (Elçilerin İşleri 1 - 12)
A - Yeruşalim’deki İlk Kilise’nin Gelişimi Ve Büyümesi (Elçilerin İşleri 1 - 7)

13. Kilise Üyeleri Herşeylerini Paylaşıyorlar (Elçilerin İşleri 4:32-37)


Elçilerin İşleri 4:32-37
32 İnananlar topluluğunun yüreği ve düşüncesi birdi. Hiç kimse sahip olduğu herhangi bir şey için “Bu benimdir” demiyor, her şeylerini ortak kabul ediyorlardı33. Elçiler, Rab İsa’nın ölümden dirildiğine çok etkili bir biçimde tanıklık ediyorlardı. Tanrı’nın büyük lütfu hepsinin üzerindeydi. 34Aralarında yoksul olan yoktu. Çünkü toprak ya da ev sahibi olanlar bunları satar, sattıklarının bedelini getirip elçilerin buyruğuna verirlerdi;35 bu da herkese ihtiyacına göre dağıtılırdı.36 Örneğin, Kıbrıs doğumlu bir Levili olan ve elçilerin Barnaba, yani Cesaret Verici diye adlandırdıkları Yusuf, 37sahip olduğu bir tarlayı sattı, parasını getirip elçilerin buyruğuna verdi.

Müjdeci Luka, Petrus’un vaazının ardından bizlere ilk kilisenin her şeyi nasıl beraberce paylaştığından bahsediyor. Sakat adamın iyileşmesi ve elçilerin liderler önündeki tanıklıklarından sonra şimdi de bizlere kilisenin iç işleyişinden bahsediyor. Sadece elçiler değil, ama tüm topluluk birlik içerisinde hareket ediyordu. Bu birliğe baktığımızda gözümüze birçok nokta çarpıyor.

İlk kilisenin gizemi aslında sevgide yatıyordu. Bu, Kutsal Ruh’un bir armağanıydı. Mesih’e olan imanları, onların ortak bir planda birlik olmalarını sağlıyordu. Toplu duaları onları bir topluluk olarak Rab’be yavaş yavaş yaklaştırıyordu. Duayla bir yürek ve fikir olarak birleştiler. Birbirlerinin ihtiyaçları için koşuşturdular. Birbirlerinin sıkıntı ve sevinçlerini paylaştılar. Sanki bir kişinin yüreği öbürünün göğsünde çarpıyor ya da bir kişinin ruhu diğerinde vücut buluyor gibiydi. Herkesin kendi kişiliği vardı, fakat bir noktada kendilerini yok saydılar. Bu durumda her biri tek ve yeni bir ruh olarak birleştiler. Bu ruh kilisenin içinde yer aldı.

Hristiyanlıktaki bu kardeşlik gerçekten tam anlaşılamayan bir gizdir. Mevkii ya da konum olmadan, her durumda etkindir. Hiç kimse bir başkasının yardım etmesini beklemez, her biri kardeşinin ihtiyacını hemen karşılamak için çabalardı. Bir şeyler vermek sevinç veren bir olaydı. Kilise para sevgisini onaylamıyordu. Hiç kimse kendi için çalışmıyordu. Herkes maddesel kaynaklarını ve mev¬kiisini bir başkası için kullanıyordu. Rab inananları bu sivrilikten, kıskançlıktan ve para sevgisinden kurtardı. Müjdeci Luka, kendisinin kaleme aldığı kitapta, bizleri para sevgisinin ne kadar kötü olduğu konusunda bilgilendiriyor. Luka büyük bir sevinçle para sevgisi ve bencilliğin ilk kilisede egemenlik sürmediğini söylüyor. Her şey tüm kardeşlerce paylaşılırdı.

Herkes Mesih’in çok yakın bir zamanda geleceğini düşünüyordu ve O’nu kabul edenler kutsallaşacaktı. Bu beklenti içerisinde olan elçiler İsa’nın yaşadığı, aramızda olduğu ve kurtuluş getirdiği konusunda sürekli tanıklıkta bulunuyorlardı. Mesih’e olan imanlarıyla güç buluyorlardı. Kendilerinde Tanrı’nın konut kurduğunu biliyorlardı. Boş kelimelerle konuşmadılar, ama lütuf aracılığıyla aktif bir şekilde vaaz verdiler.

Rab onların tanıklıklarını pekiştiriyor ve lütfunu üzerlerine döküyordu. Aralarında Tanrı’nın gücü açık bir şekilde görülüyordu. Yüreğini Rab’be açanlar hizmet ve sevgi ruhuyla dolmuştu. Luka ne zaman imanlılardaki güç ve lütufdan bahsetse, hep “harika” kelimesini kullanıyor. Bizler bu kelimeyi İncil’de çok fazla görmüyoruz. Sadece Rab’bin armağanlarının bolca dağıtıldığı bölümlerde görebiliyoruz. Bu nedenle, elçilerin etkili tanıklığındaki gizemi fark edebiliyoruz ve yaşayan topluluğun uyumunu algılayabiliyoruz.

İşte bu veren ruhsal toplumda hiç kimsenin bir ihtiyacı yoktu. Fakir, rahatsız, hor görülmüş ya da vasıfsız bir grup da yoktu. Herkes sevinçle bir diğerine yardımda bulunuyordu. Dua sonucu Tanrı’nın gücü de onlardaydı elbette. Kilisedeki sıkıntı ve acılar duanın gücüyle yenilmişti. Anlaşmazlıklar, şükran ve yüceltmeyle aşılmıştı. Kutsal Ruh dünyada çalışıyordu. İsa’nın izleyicileri maddi yardımda bulunmak için bir hayır kurumu aramadılar, onlar sunularını direk olarak kiliselerine bağışladılar. Tek bir ailenin üyeleri olarak kendi aralarında problem çıkmasına izin vermediler.

Bu kardeşler evlerinin göklerde olduğunu biliyorlardı. Ellerindeki hiçbir şeye benimdir demiyorlardı. Tanrı için her şeylerinden vazgeçmişlerdi. Çünkü zaten sahip oldukları her şeyin Tanrı’ya ait olduğunun bilincindeydiler. Kilisede hüküm süren sadece Kutsal Ruh’tu, paranın hiçbir önemi yoktu. Bu prensiple, Yahudi asıllı inanlıların para sevgisinden kurtulduğunu görüyoruz. Mesih’in verdiği kuralı iyi biliyorlardı: “Hiç kimse iki efendiye kulluk edemez. Ya birinden nefret edip öbürünü sever, ya da birine bağlanıp öbürünü hor görür. Siz hem Tanrı’ya, hem de paraya kulluk edemezsiniz” (Mat.6:24).

Kilise verilen bağışları çarçur etmiyordu. Herkes sattıkları mal ve eşyaların tamamını İsa için veriyordu. Rab’bi, maddiyata önem vermeden, sağlam bir şekilde izliyorlardı. Kilise üyeleri, elçilerin, gelen paraları kendi ihtiyaçları için kullanmadıklarından emindi. Bununda ötesinde, zaten Kutsal Ruh küçücük bir adaletsizliğe izin vermezdi. O, her bir inanlıyı yüceliğe doğru yönlendiriyordu.

Kilise üyelerinin sayısı artmıştı ve bunun için elçiler konuşurken daha yüksek yerlerde oturuyorlardı. Elçilerin konuşmalarından ve vaazlarından sonra, bağışlar hemen ayaklarının dibinde toplanırdı. Tanrı’dan gelen bu destekler için hep şükran doluydu elçiler. Sevgili kardeşim, Tanrı’ya gerçekten ne kadar şükrediyorsun?

Elçiler gelen paraları, kilisenin geleceğini garantiye almak için biriktirmediler. Ellerine gelen parayı hemen yardım için kullandılar. Gelen bu bağışlar hem çok fazlaydı hem de çok azdı aslına bakarsanız. Petrus şöyle demişti: “Altın ya da gümüşüm yok…” Bu anlamda gelen tüm para, ihtiyacı olana gidiyordu, çünkü Rab bu parayı onlara biriktirsinler diye değil, yardım için gönderiyordu.

Luka bizlere Elçilerin İşleri Kitabı’nda ismi defalarca geçen Barnaba hakkında ilginç bir şey söyler (9:27; 11:22-30; 13:1-2; 14:12-28; 15:2). Ondan, “Cesaret verici” diye söz eder. Barnaba gerçekten imanlıları destekleyen ve onları teşvik eden Kutsal Ruh’la dolu bir adamdı. Onun armağanının insanları Rab’be hizmete için teşvik etmek olduğunu görüyoruz. İmanlılara cesaret veren bu adam, Levi soyundan gelen Kıbrıslı birisiydi. Kendisi ya da babası Yeruşalim’de pahalı bir arazi satın almışlardı, çünkü gelecek olan Mesih’i bekliyorlardı. Mesih gelir gelmez O’nunla tanışmak istiyorlardı. Barnaba gerçek Mesih’i biliyordu ve Kutsal Ruh’un kendisinde bulunduğundan emindi. Barnaba en sonunda bu geleneksel Yahudi davranışlarından kurtuldu ve pahalı arazisini sattı. Bu davranışıyla İsa Mesih’in yakın zamanda gelişiyle ilgili beklen-tisini gösteriyordu. Bu ilginç adam, Yeruşalim’deki arazisini daha sonra işine yarayacak bir hayat sigortası gibi tutmadı. Tüm parasını aldı ve alçakgönüllü bir şekilde elçilerin ayağının dibine bıraktı.

Dua: Ya Rab, senin sevgin göklerden geniştir. Gerçeğin, bencil yürekleri değiştirir. Bağışımı kabul et ve imanımı güçlendir ki gelişini heyecanla bekleyeyim. Beni güçlendir ki ihtiyacı olan sıkıntıda olan her kardeşime maddi olarak yardım edebileyim. Amin.

Soru 25: İlk kilisedeki karakteristik özelliklerden hangisi, sence bugün bizim hayatımızda yaşamamız gereken özelliktir?

www.Waters-of-Life.net

Page last modified on September 28, 2012, at 10:21 AM | powered by PmWiki (pmwiki-2.2.109)