Waters of Life

Biblical Studies in Multiple Languages

Search in "Turkish":
Home -- Turkish -- Acts - 081 (Founding of the Church at Philippi)
This page in: -- Arabic -- Armenian -- Azeri -- Bulgarian -- Cebuano -- Chinese -- English -- French -- Indonesian -- Portuguese -- Russian -- Serbian -- Tamil -- TURKISH -- Urdu? -- Uzbek -- Yiddish

Previous Lesson -- Next Lesson

Elçilerin İşleri - MESİH'in Zafer Alayı!
Studies in the Acts of the Apostles
Bölüm 2 - Diğer Uluslara Verilen Vaazların Raporları Ve Antakya'dan Roma'ya Kadar Kurulan Kiliseler - Kutsal Ruh Tarafından Görevlendirilen Elçi Pavlus'un Hizmeti (Elçilerin İşleri 13 - 28)
C - İKİNCİ MÜJDELEME YOLCULUĞU (Elçilerin İşleri 15:36 - 18:22)

4. Filipi’de Kilisenin Kuruluşu (Elçilerin İşleri 16:11-34)


Elçilerin İşleri 16:19-24
Kızın efendileri, kazanç umutlarının yok olduğunu görünce Pavlus’la Silas’ı yakalayıp çarşı meydanına, yetkililerin önüne sürüklediler. Onları yargıçların karşısına çıkartarak, “Bu adamlar Yahudi’dir” dediler, “Kentimizi altüst ettiler. Biz Romalılar için benimsenmesi ve uygulanması yasak birtakım töreler yayıyorlar.” Halk da Pavlus’la Silas’a yapılan saldırıya katıldı. Yargıçlar onların giysilerini yırtıp sıyırarak değnekle dövülmeleri için buyruk verdi. Onları iyice dövdürdükten sonra hapse attılar. Zindancıya, onları sıkı güvenlik altında tutmasını buyurdular. Bu buyruğu alan zindancı onları hapishanenin iç bölmesine atarak ayaklarını tomruğa vurdu.

Birçok zengin insan, köle kızı sağmalık bir inek olarak görüyorlardı. İçinde kurnazlığın ve Şeytan’ın barındığı kız üzerinden çok para kazandıkları için, cine tutulmuş bu kızın çektiği psikolojik acıları hiç dikkate almıyorlardı. Aşağılık ve iğrenç kazanç yolları birden kesildiğinde, büyük bir kinle öfkeleri kabardı. Pavlus ve Silas’ı, şehirde isyan çıkartmakla suçladıkları yerde yakaladılar ve vahşi bir şekilde yetkililerin önüne doğru sürükleyerek götürdüler. Tabii ki, elçilerin cine tutulmuş kızı kâbusundan nasıl kurtardığından hiç bahsetmediler. Bunun yerine onları, dürüst Roma vatandaşları için hiç de uygun olmayan gelenekleri anlatan asi Yahudiler olduklarını açıklayarak sahte bir suçla suçladılar. Filipi’de yaşayan, falcının sahibi olarak bilinen ve güvenilen emekli askerleri kışkırttılar. Böylece kükreyen kalabalık, büyük bir yaygarayla yargıçlara doğru yürümeye başladı. Yargıçlar, kalabalığın kararlı bir şekilde bu iki Yahudiye karşı olduklarını görünce, yanlarındaki korumalara bu suçluları cezalandırmaları için işaret ettiler. Onlar da hemen elçilere saldırarak elbiselerini parçaladılar, elbiselerini üzerlerinden sıyırarak çıkarttılar ve elçileri şiddetli ve acımasız bir şekilde dövdüler. Bunu, alaycı kalabalığın önünde bir eğlenceymiş gibi yaptılar.

Daha sonradan detaylı bir şekilde sorgulayabilmek için yedikleri dayaktan halsiz kalmış ve acıyla kıvranan bu iki problem çıkartıcıyı, hapishanenin daracık ve kirli iç kısımlarındaki bir hücreye attılar. Dahası, kaçmalarını engellemek için ayaklarını ağır tomruklardan oluşan boyunduruğa bağladılar ve ellerini de ağır zincirlere ke-lepçelediler. Bu zavallı tutukluların akıllarına ne geldi dersiniz? Romalıları lanetlediler mi? O falcıyı cininden özgür kıldıkları için pişmanlık ve üzüntü mü duydular? Olayların bir sonucu olarak yeni yeni gelişmekte olan kiliseye saldıracaklarından mı korktular? Hayır, dualarında Rab’le konuşan bu tutukluların kafalarındaki düşünceler bunlardan hiçbiri değildi. Kendilerine işkence yapanları bereketlediler ve İsa’nın çarmıhına ortak olmanın farkındalığıyla bu durumu şükranla kabul ettiler.

Elçilerin İşleri 16:25-28
Gece yarısına doğru Pavlus’la Silas dua ediyor, Tanrı’yı ilahilerle yüceltiyorlardı. Öbür tutuklular da onları dinliyordu. Birdenbire öyle şiddetli bir deprem oldu ki, tutukevi temelden sarsıldı. Bir anda bütün kapılar açıldı, herkesin zincirleri çözüldü. Zindancı uyandı. Zindan kapılarını açık görünce kılıcını çekip canına kıymak istedi. Çünkü tutukluların kaçtığını sanmıştı. Ama Pavlus yüksek sesle, “Canına kıyma, hepimiz buradayız!” diye seslendi.

Elçiler, nazik ve hoş görülü hemşirelerin onlara bakabileceği bir hastanede dinlenmediler. Bunun yerine, karanlıkla çepeçevre sarıldıkları kirli bir hücrede boyunduruğa vurulmuş ve zincirlenmişlerdi. Onlar ne lanet okudular, ne de ağlayıp sızlandılar. Bunun yerine birlikte ilahiler söylemeye başladılar. Kalpleri şükran ve övgüyle doluyken, kısık sesle dua etmekten pek de hoşnut değillerdi. Elçiler, İsa Mesih’in Makedonya’daki zaferiyle çoşarak, Kutsal Ruh tarafından verilen yasaklamaları da izleyerek Küçük Asya’ya doğru yollarına devam ettiler.

Mesih’in zaferinin ışığı Avrupa’da parlamaya başlamıştı. Karanlık, daha önceden bildirildiği gibi, ölümden dirilmiş olanın, yani O’nun adıyla kalkmaya başlamıştı. Tanrı’nın dünyadaki egemenliğinin yayılması ve kesintiye uğraması için çok büyük engel yoktu artık. Acı çeken iki elçi, diğer tutukluların da kendilerini duyması için ilahileri yüksek sesle söylediler. İlahilerin övgüleri cennete ulaşmaya başladığında neredeyse gece yarısıydı. Elçilerin İşlerin’deki bu olay, kilise tarihinde işkence çekmiş ve eziyet görmüş birçokları için bir teselli kaynağı olmuştur. Gecenin ortasında yükselen övgü nağmelerine Tanrı hemen, bir melek ya da vahiy sözleriyle değil, ama şiddetli bir depremle yanıt verdi. İlk başta az da olsa, Şeytan’ın da onların çektikleri acılara acılar eklemek istediğini düşünmüş olabilirler bu olayla. Üstlerine, hücrenin tavanından taş parçaları ve tozlar dökülmeye başladı. Ancak hapishanenin tüm kapıları birden açıldı ve onlara acı veren zincirler çözüldü. Bu olaya rağmen, Pavlus bu olayı kaçmak için bir fırsat olarak görmedi. Diğer tutuklular elçilerin söylediği ilahilerden oldukça etkilenmişler ve saygıyla karışık bir korku da duymuşlardı. Tanrı’nın ilahilere depremle verdiği cevabı da dikkate alarak, yerlerinden kımıldamaya cesaret edemediler. Belki de, hepsi de günahları için Tanrı’nın yar-gısından korkmaya başlamıştı.

Hapishanenin sorumlusu hemen yatağından kalktı. Hapishanenin kapılarının açık olduğunu görünce tüm tutukluların kaçtığını sandı. Onları ellerinden kaçırmanın utancı, çekeceği işkence, ölüm ve ailesinin köle olması gibi durumları düşünerek korkmaya başladı. Bu korkuların ve hayallerin de etkisiyle şaşkına dönen gardiyan, kendisini öldürmek için kılıcını çekti.

Pavlus hapishane sorumlusunun intihar edeceğini gördüğünde, “Dur! Kendini öldürme! Korkma! Hiç kimse kaçmadı! Tüm tutuklular burada!” diye bağırdı. Subayın tutuklulardan duymaya alışkın olduğu aşağılama, lanetleme ve bağırmalarının aksine, Pavlus’un sesinde sevecenlik ve kullandığı kibar sözcüklerde bir rahatlama vardı. Eğer tutuklulara bir imkân verilmiş olsaydı, öncelikle gardiyanlara karşı olan intikamlarını alarak bu imkânı kesinlikle kullanırlardı. Ne kadar garip ve farklı bir sahne değil mi? Hapihanenin kapıları açık, ancak tutuklular vahşi hayvanlar gibi saldırmıyorlar. Ve onlardan biri olan Pavlus, ona zarar vermek yerine, nazik ve güzel sözcüklerle ricada bulunuyor. Bu sözler, hayallerinde canlan-dırdıklarının aksine, hapishane sorumlusunu şok etti. Düşmanı-nın onu sevdiğini görmesi ve o düşmanın kendisinin intihar etmesini önlemesi onu şaşırtmıştı. Gözleri tamamen açılmaya başlamıştı. Düşünceleri ise, derin bir rüyadaymışçasına beyninin içinde uçuşuyordu.

Dua: Yaşayan Rab, çaresizliğe ve şaşkınlığa düştüğümüzde senin nazik sesini duymamıza izin ver. Umutlarımız yok olduğunda, senin sevgi sözcüklerini duyabilmeyi öğret bize. Bizleri avut ki orada yaşayabilelim ve asla ölmeyelim. Amin.

Soru 81: İşkence edilmiş tutuklular neden gece yarısı ilahi söylüyorlardı?

www.Waters-of-Life.net

Page last modified on September 28, 2012, at 11:10 AM | powered by PmWiki (pmwiki-2.2.109)