Waters of Life

Biblical Studies in Multiple Languages

Search in "Turkish":
Home -- Turkish -- Acts - 046 (Christ’s Appearance to Saul)
This page in: -- Arabic -- Armenian -- Azeri -- Bulgarian -- Cebuano -- Chinese -- English -- French -- Indonesian -- Portuguese -- Russian -- Serbian -- Tamil -- TURKISH -- Urdu? -- Uzbek -- Yiddish

Previous Lesson -- Next Lesson

Elçilerin İşleri - MESİH'in Zafer Alayı!
Studies in the Acts of the Apostles
Bölüm 1 - Yeruşalim, Yahudiye, Samiriye Ve Suriye’de Bulunan İSA MESİH'in Kiliselerinin Temelleri - KUTSAL RUH’un Yönetimindeki ve Elçi Petrus’un Liderliğindeki (Elçilerin İşleri 1 - 12)
B - Kurtuluş Mesajinin Samİrİye ve Surİye'ye Yayilmasi ve Yahudİ Olmayanlarin Hrİstİyan Oluşu (Elçilerin İşleri 8 - 12)

4. Mesih'in Saul'a, Şam Yakınlarında Görünmesi (Elçilerin İşleri 9:1-5)


Elçilerin İşleri 9:1-5
Saul ise Rab’bin öğrencilerine karşı hâlâ tehdit ve ölüm solu-yordu. Başkâhine gitti, Şam’daki havralara verilmek üzere mektuplar yazmasını istedi. Orada İsa’nın yolunda yürüyen kadın erkek, kimi bulsa tutuklayıp Yeruşalim’e getirmek niyetindeydi. Yol alıp Şam’a yaklaştığı sırada, birdenbire gökten gelen bir ışık çevresini aydınlattı. Yere yıkılan Saul, bir sesin kendisine, “Saul, Saul, neden bana zulmediyorsun?” dediğini işitti. Saul, “Ey Efendim, sen kimsin?” dedi. “Ben senin zulmettiğin İsa’yım” diye yanıt geldi.

Saul, Yeruşalim’de, bilge Eski Antlaşma uzmanı Gamaliel’in ayaklarının dibinde Kutsal Yasa konusunda eğitim almıştı. Tanrı’nın tekliği konusuna yürekten inandı ve imanı konusunda çok heyecanlıydı. Tek Tanrı inancını savunma konusunda gayertli ve Yasa’nın tüm ulusa yayılması düşüncesinde ise çok istekliydi. Eğer herhangi birisi atalarının imanından dönerse ya da artık o inancı uygulamayı bırakırsa, o zaman Saul o kişiye zorluk çıkarırdı, hatta ölüme kadar gidebilirdi bu durum. İstefanos’un Yüksek Kurul önünde savunmasını yaparken verdiği vaaz ve Mesih’i gördüğünü söylemesi, genç Saul’u öfkeyle doldurmuştu. Böylece Saul, bu öğretilere inananlara eziyet etmeye başlamıştı. Onları tekrar inançlarına dönüp Mesih’ten vazgeçmeleri konusunda uyarmayı görev edinmişti kendisine. Yahudi yüksel kurulu, Saul’un bu yaptığından çok memnundu elbet ve zaten bunun için kendisine gerekli olan yetkiyi ve evrakları sağlıyorlardı. Amaçları, Yahudi topluluğunun tekrar öz inançlarına dönmeleri ve Mesih inancını yok edip atalarının imanını anımsatmaktı. Gururlu Saul atının arkasına atlamış ve Suriye’nin başkentine doğru ilerliyordu. Orada Mesih’in Ruh’una sahip olanları cezalandırmak istiyordu. Bu yeni iman Şam’a tüccarlar, mülteciler ve gezginler aracılığıyla getirilmişti. Elçiler ve diyakonlar bu bölgeye hiç uğramamışlardı. İnanlılar şehirlerine gelen bu kötü kişinin amacını biliyor ve dua ediyorlardı.

Saul, şehrin kulelerini uzaktan görünce, gururlu bir şekilde şehire girmek için hazırlandı. Ama birden Rab’bin ışığının çok parlak bir şekilde aydınlandığını gördü. Tanrı’ya hizmet ettiğini düşünen bir genç olan Saul aslında Şeytan’ın ardı sıra gidiyordu. Bu parlak ışığın ardından atından düşen Saul’un ilginç bir şekilde bir daha ata bindiğini hiçbir yerde okumuyoruz. O andan itibaren alçakgönüllü bir şekilde sadece yürüdüğünü görüyoruz.

Genç adam yüreğini yarıp geçen ve düşüncelerinin donakalmasına neden olan bir ses duydu: “Saul, Saul neden bana zulmediyorsun?” Konuşan kişi belli ki onun ismini, karakterini, geçmişini ve planlarını biliyordu. Tanrı onun hayatını ortaya çıkarmış ve suçluluğunu göstermişti. Yüce Tanrı’nın karşısında peçesi kaldırılmıştı.

Saul, O’nun sesini duyduğunda titremişti: “Bana zulmediyorsun!” İsa, “Kiliseye zulmediyorsun” demedi, ama “sen bana kişisel olarak zulmediyorsun” dedi, çünkü kilise ve İsa tam bir uyum içinde beraberdir. Rab başımızdır ve bizler de onun ruhsal bedeniyiz. Bizlere yapılan her şey aslında ona karşı yapılmış olur. Rab, kilisesiyle beraber tüm sıkıntıları çekmektedir. Bu kısa cümlesinde İsa kilisesindeki gizi açıklamış oldu. Rab tanrısal olarak büyük bir sevgiyle kilisesine bağlıdır.

İsa şaşırmış olan Saul’a, “Zulmediyorsun” demedi, “Neden zulmediyorsun?” dedi. İnsanların Üçlü Birlik gerçeğini anlamıyor olmaları Tanrı için acı vericidir. Bir insanın İsa’yı kabul etmemesi için ortada ne bir neden, ne de doğru bir bilgi vardır. Ortadaki temel hata insanların Yaratan’ın muhteşem sevgisinin Mesih’te var olduğunu kabul etmemeleridir. En büyük günah, günahların bağışının sadece Mesih’in çarmıhtaki ölümüyle olmadığını düşünmektir. Bu, Tanrı’nın kesin isteğinin karşıtıdır: “Neden bana zulmediyorsun ve Üçlü Birliğin sevgisini inkâr ediyorsun?”

Saul, Rab’bin onu yaptığı bütün rezil işlere rağmen öldürmeyeceğini anlamıştı. Tanrı’nın karşısında bir düşman gibi dursa da, Rab onu yok etmeyecekti. Kendisine seslenen sesin sevgi dolu olduğunu anladı. Kin ya da öç alma arzusu yoktu Tanrı’nın. Saul’un ise yapmış olduğu hiçbir iyilik yoktu, aksine Tanrı’nın kutsallarını öldürüyordu. Yapabileceği tek şey aslında hak etmediği tanrısal bir lütfun kendisine verilmesini kabul etmesiydi. Şaşkın Saul, “Ey Efendim (Rab) sen kimsin?” dedi. Rab’be, bir melekmiş gibi seslenmedi, çünkü kendisine seslenenin Tanrı olduğunu biliyordu ve bunun için “Rab” dedi. Saul’un sözleri ağzından titrek, zayıf ve alçakgönüllü bir şekilde çıkıyordu. Kendisine seslenen bu yüce sesin ve gördüğü bu parlak ışığın ne olduğunu merak ediyordu. Saul hissettiği bu lütuf sayesinde, Tanrı’yla konuşmaya cesaret etmişti.

Tanrı düşmanını yanıtladı. Onu yok etmek yerine, dualarına yanıt verdi ve bereketledi. Mesih’in Saul’a söyledikleri, Rab’bin kötü olana da merhamet ettiği anlamına geliyordu. O kadar lütufkârdı ki, kendi sözlerini Saul’un bile anlayabilmesini sağlamıştı. Bu sözler Saul’u pakladı ve doğru kıldı. Bu durum onun ileride girişeceği hizmetinin temellerini oluşturdu.

İsa kendi özünü önemli bir kelimeyle açıklıyor: “Ben!” “Saul, sen Şeytan’a uymuş, kafası karışmış bir adamsın. Ben ise daima yaşayanım. Ölümü yendim. Ben İsa’yım, gerçeğim. Mezarda yok olup gitmedim; ben Yüceliğin Rabbi’yim. Şimdi kişisel olarak senin önündeyim ve iyi niyetlerini biliyorum. Zihnin dinsel nefretle doluydu ve bu fanatik dinsel davranışlar yüzünden beni anlamadın. Bana, ölümü yenmiş olana, Tanrı’ya hizmet ettiğini sanarak zulmettin.” Bu şimdi bile çok acı verici bir gerçektir: İsa Mesih’e zulmeden herkes aslında Şeytan’a tapınıyordur. Halbuki yerde ve gökteki tüm yetki O’na verilmiştir.

Şüphesiz ki Mesih’in gururlu Saul’a görünmesi, Saul’un kendine olan güvenini kırmış ve bir Ferisi olarak doğruluğunu zedelemiştir. Mesih ona, çarmıha gerilenin yaşadığını ve evrenin merkezinde olduğunu anlattı. Rab İsa onları öfkeyle yok etmedi, onun yerine lütuf üzerine lütuf verdi. Kutsal Ruh’la dolu olan Rab’bin kilisesi ve Mesih bir bedendir. Saul’a anlatılan 3 temel nokta aslında bugün bile imanımızın temel taşlarındandır. 1) Mesih’in dirilişi 2) Çarmıhta verdiği lütuf 3) Yaşayan kilisesinin Kutsal Ruh’la dolu olması. Peki, sevgili kardeşim, sen bu üç temel taşla uyum içerisinde misin, yoksa Tanrı’nın Ruhu’na karşı mı duruyorsun? Eğer öyleyse sevgili kardeşim, Rab şöyle diyor: “Rab’be karşı durman mümkün değil!” Gerçeğe karşı duran gerçekten sıkıntılar çekecektir.

Dua: Sana tapınırız ya Rab, çünkü Saul’u yok etmek yerine ona merhamet etmeyi seçtin. Bizimle beraber yaşıyorsun, hayatımız boyunca kendini bizlere açıkla. Her birimizi seni yüceltmeyen dindar tutuculuğumuzdan kurtar. Adını yüceltir ve kilisenle tek bir beden olduğun için seni överiz. Amin.

Soru 46: Mesih’in yücelikler içerisinde Saul’a görünmesi ne anlam ifade eder?

www.Waters-of-Life.net

Page last modified on September 28, 2012, at 10:45 AM | powered by PmWiki (pmwiki-2.2.109)